Mehmet Kurt'un Haberi
‘7 Bin İşitme Engelli var ama Okulu Yok’
Şanlıurfalı işitme engelli öğrenci velisi, “7 bin işitme engellimiz var ama Urfa’da 1 tane bile okulumuz yok. Gaziantep’e gidip ...
Yerleştirildiği bölgedeki hücreleri taklit edebilme özelliğine sahip kök hücreler, görme özürlüler için de umut oldu. İşlevini yitirmiş ...
Yapım: 2009 ~ ABD, Fransa
Tür: Dram, Komedi
Yönetmen: Olivier Dahan
Senaryo: Olivier Dahan
Yapımcı: Alain Goldman
Görüntü Yönetmeni: Matthew Libatique
Süre: 1 saat 45 dk
Gösterim Tarihi: 07 Nisan ...
Şehirlerimiz pazardan aldığımız Çin malı ayakkabılarımız bile yıpranmadan eskiyen kaldırımlarla dolu. Fakat fedakar kişilerce yorulmadan, yılmadan bizlere hizmete devam edilmekte. ...
Yeni sezonla ilgili hedeflerini siyah-beyazlı kulübün internet sitesinde açıklayan Önüt, sezonun ilk maçında 20 Kasım Pazar Günü saat 15.30'da Süleyman Seba Spor Salonu'nda, Şanlıurfa Engelliler ...
Hasar almış retinaya bağlı olarak görme yeteneği bozulan hastaların durumlarını iyileştirmeye yönelik yeni bir prosedür için patent başvurusu yapıldı.
Kendisi de felçli olan İsrailli bilim adamı Amit Goffer, felçlileri yürütebilen bir buluşa imza attı. Goffer, belden aşağısı tutmayan hastaların yeniden ...
Kendisi de felçli olan İsrailli bilim adamı Amit Goffer, felçlileri yürütebilen bir buluşa imza attı. Goffer, belden aşağısı tutmayan hastaların yeniden ...
Konu :
Jet Li'nin yeni filmi. Ama bu sefer aksiyon yok. Aksine dramatik bir temaya sahip. Film,bir balıkçı kasabasında yaşayan baba(Jet Li)'nın, otistik oğlu ile verdiği yaşam ...
Gilbert'in Hayalleri
Tür :
Komedi
/
Dram
/
Romantik
Yönetmen :
Lasse Hallström
Senaryo :
Peter Hedges
,
...
Tür :
Dram
Gösterim Tarihi :
14 Ağustos 2009
Yönetmen :
Nick Cassavetes
Senaryo :
Jeremy Leven
, ...
| Yönetmen : | Biray Dalkıran |
| Senaryo : | Burak SESLİ |
| Oyuncular : | Engin Altan DÜZYATAN, Zeynep PAPUÇÇUOĞLU, Fahriye EVCEN, ... |
Yönetmen: Nic Balthazar
Senaryo: Nic Balthazar
Müzik: Praga Khan
Görüntü ...
Kim Google'a yetişecek, alt edecek derken, Facebook çok ciddi bir devrim oldu bu alemde.
Yüce bilge Google'da bilmediklerimizi arayıp buluyoruz ve anında boşaltıyoruz beynimizi bu ...
HAYATA BİRAZ ERKEN BAŞLAMIŞTIM... 26 Ocak 1972 de Erzincan'da, 6.5 aylık prematüre bebek olarak erken doğmuşum. Civarlarda erkendoğan ünitesi olan kuvöz bulunmadığı için, oksijen yetersizliğinden ...
Bu yazıda, aşağıdaki terim başlığı olan "Engelli" sözcüğü ve tanım içeriği arasındaki uyuşmazlığın nedenlerini göstermek için ayrıntılı bir çözümleme yapıyoruz. Böylece bu gayriresmi ...
zzzzz TV Deki "cccccc vakfı" nın PARA TOPLAMA kampanyasına İLİŞTİ gözüm 3 Aralık Pazar günü.
Sinir katsayımız arttı..
Sadaka topluyorlardı.. BAŞINIZIN ...
“Unutma delikanlı, hatıralarından hızlı koşamazsın, yetişir ve geçerler seni.”
Yavaşlar, yavaşlar, yavaşlarsın ve
Ardından anılar tek tek dolar eve
Bacakların ağır olur da demirden
...
ÖZ-VERİ Dergisinin hakem kurulu için ülke çapındaki üniversitelerden farklı disiplin alanlarından isteğe bağlı katılımlar olmuş ve bu da ...
Dört saate yakın kaldım evlerinde... Şükran Balkanlı beni uğurlarken, içimden hüzünle karışık bir şarkı çıktı. 'Ben böyle yürek görmedim, ...
Günlerden: ‘Dünya Kadınlar Günü’
Detay: Duyuru panosundaki ilana bir kadının muhtemelen rujuyla iliştirdiği not.
Kentin merkezinde bütün tanıtım afişlerinde ilginç bir duyuru ...
İstanbulda annesiyle yürürken rögar kapağı olmadığı için rögar çukuruna düşen küçücük kızın ölüm haberini seyrettik televizyonlardan. Bu konuyla ilgili hemen herkes duruşu ve pozisyonu gereği ...
MERHABA VE HAYATA DAHİLİZ ÜNLEMİ ÜZERİNE NOTLAR...
Merhaba sevgili dostlar...
Benzerlerinden farklı ve özgün olma çabası içinde olmasıyla dikkatlerimizi ...

İstanbul Üniversitesi Engelsiz bilgi Merkezi, 18 Ocak 2012 Perşembe günü YÖK Üyesi ve İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet tarafından açıldı. Yapımı İÜ Sağlık, Kültür ve spor Daire Başkanlığı bütçesinden karşılanan merkez engelli öğrencilere büyük kolaylık sağlayacak.
İÜ Merkez Kütüphane’de gerçekleştirilen açılış töreni müzik dinletisiyle başladı. Törenin açılış konuşmasını İÜ Rektörü Prof. Dr. Yunus Söylet ve İÜ Özürlüler Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Resa Aydın yaptılar. Prof. Dr. Yunus Söylet konuşmasında İstanbul Üniversitesi kütüphaneleri hakkında bilgi verdi, yeni açılan merkezin önemine vurgu yaptı.
“Bugün biz çok mutlu bir günümüzü yaşıyoruz, üniversite olmanın gereğini yapıyoruz. Üniversite, toplumun her kesimine ulaşmak durumunda olan; kollarını toplumda kendisinden yararlanmak, hizmet almak isteyen her ferde uzatmak yükümlülüğü bulunan bir kurumdur. Üniversite görünümünde bir üniversite olarak vazifemizi yapmış olmanın huzuru içindeyiz. Haberin tamamı için tıklayın
Oğuzhan Saygılı[*]
Dr. Mecit Barlas ismi her Gaziantepli için birbirinden farklılık arz eden çağrışımlar uyandırır. Günümüz gençlerinin önemli bir bölümü için pek çağrışım yapmayabilir. Muhtemelen şehrimizdeki “Dr. Mecit Barlas Pasajı ve Caddesi”ne bakarak “Galiba unvanında belirtildiği gibi doktordur ama bunun dışında hiçbir şey bilemiyorum” diyecek azımsanamayacak eğitimli ve eğitimsiz genç kitlesi vardır. Oysa birkaç kuşak önceye kadar Dr. Mecit Bey bu şehir için çok şey ifade ediyordu.
Özellikle de Antep Savaşı’ndaki Gazi şehrin mefluç olmuş, yaralılarının tedavisine yönelik hastaneye çevrilen Şeyh Fetullah Camiisi’ndeki Dr. Mecit Bey’in inanılmaz çalışmalarını biz unutsak dahi tarih unutmayacaktır. Bunun için yakılan birçok ağıt, türkü ve dile gelen şiirde kendisinden bahsedilmiştir.
Antep’in ilk doktorlarında olan Mecit Bey, kendi hayat hikâyesini yakınlarına, sevdiklerine muhakkak ki anlatmıştır. Doğal olarak bundan mahrum olanlar az değildir. Dar-ı dünyadan ayrıldığı 1969 yılından beri kendi hayat hikâyesini merak edip de öğrenmek ve bilmek isteyenler için sürpriz 2010 yılının Ocak ayında meydana geldi. Dr. Mecit Barlas, bir dönem hatırasını kalem aldığını, az da olsa günlük yazdığını, torunu Emre Barlas’ın hazırladığı “Dr. Mecit Barlas’ın Anıları” isimli kitabından öğrendik.[1]
Haydi! Pamuk eller klavyeye! İlk öğrenim öğrencileri öncelikli olarak tüm öğrencileri bu etkinliğe davet ediyoruz. Konumuz engelliler ve engellilik. Veya özürlüler.. Veya sakatlık. Ne isim verdiğimizin önemi yok. Sitemizde ve anasayfada bir köşe açılacaktır. Gönderdiğiniz yazılardan yayınlamaya değer olanlar seçilecektir.
"Ne yazacağız?" diyorsanız : Aklınıza ne geliyorsa, ne hissediyorsanız yazın! Yazmak istiyor, fakat aklınıza şu an hiç bir şey gelmiyorsa... Aşağıda sorduğumuz birkaç soruyu masanıza koyun. Ve anlatabildiğinizce yazmaya başlayın. Yazının altına, adınızı, yaşınızı, okulunuzu ve yaşadığınız şehri de yazın.
Yazınızı değerlendirebilmemiz için üç ön şart var:
İşte konuya başlamakta zorluk çekenler için bazı başlıklar:
(yazı göndermek için tıklayın)
Bir cumartesi günü taksimdeydik. Alt geçitte, özürlü asansörünün önünde kuyrukta bekleyen ve hiçbir özürleri olmayan insan yığınını görünce epey güldük. Vefa’ya “fotoğraflayalım şunları” dedim, ama sonra “başımıza dert almayalım” deyip yürüdük gittik.
Ama belli ki birileri bunu dert edinip haber yapmış. Ertesi günü haberlerde görünce ikimizde de bir şaşkınlık oldu. Meğer biz yanılmışız! Hiçbir özürleri olmadığını düşündüğümüz o insanların ne çok özrü varmış!!
Haberi yapan kişi soruyor. “Niye engelli asansörünü kullanıyorsunuz?”.......
Özürler türlü çeşitli: Kimi acil iş, “sanki açık kalp ameliyatına yetişiyor” kimi tesadüfen kullanma durumu! diyor. Bunu çözemedim. Herhalde hiç bilmediğim bir özür çeşidi. Başka birileri merdiveni çıkmaya üşendik diyor ki; bence de en önemli özür bu!! Bir diğerinin yükü çok ağır vs vs..
Geçtiğimiz haftalarda, 2005 yılında Türkçeye çevrilen, Nick Yapp’ın hazırladığı “Fotoğraflarla 20. Yüzyılın Sosyal Tarihi” isimli 10 ciltlik çalışmasının ilk üç cildini okuyup bir yazı kaleme almıştım.[1] Diğer ciltlerini inceleyip herhangi bir yazı hazırlamayı düşünmüyordum; ancak ileriki günlerde 4. ve 5. cildini inceleyince fikrimi değiştirdim. Özellikle de “İkinci dünya Savaşı”nı konu alan, 5. ciltten çok şeyler öğrendim.
20 yüzyılın her on yıllık diliminin bir cilde sığdırıldığı, fotoğraf albümünün 5. cildi olan “1940’lar” isimli çalışma 1940–1950 yılları arasını kapsar.[2] Bahse konu olan çalışma Türkçe, İngilizce ve Fransızcadan oluşmaktadır. Buradaki fotoğrafların hemen hemen hepsi II. Dünya Savaşı ve özellikle de cephe gerisine yöneliktir. Bunun dışındaki fotoğraflar ise yine savaş ile doğrudan olmasa da dolaylı bir ilişkisi vardır.
Okuma alışkanlığının erken yaşlarda çocuk ve öğrencilere nasıl kazandırılacağını bizlere şair, akademisyen ve yazarların çocukluk hayatını anlattığı bazı söyleşi ve hatıra kitapları çok güzel anlatır.[1] Özellikle de taşrada çocukluğu geçen önemli sayıdaki yazarın anılarını dikkate aldığımızda, uğraş alanlarının darlığı, etkinliklerin yok denilecek kadar sınırlı olduğu çevrede kitaba sarıldıklarını ve kitabı bir daha ellerinden bırakmadıklarını yazarlar beyan eder. Yazarlar, kitaplar sayesinde ulaşılamayan dünyaya gedik açtıklarını belirtir. Buradan hareketle hayallerindeki ülke ve dünyanın önemli şehir, fikir ve devlet adamı, sanatçıları ile arkadaşlık ve dostluk kurduklarını söyler. Tabi söylemeyi unutmayalım söz konusu dönemler daha her eve televizyonun girmediği yıllardır. Her türlü iletişim araçlarının, oyun ve vakit öldürme aracı olarak kullanıldığı günümüzde o yazarların böylesi bir çocukluk geçirmesi söz konusu olsaydı acaba yine de kitap okuma alışkanlığını kazanabilir miydi? sorusunu zaman zaman kendimize sorduğumuzda tereddütsüz evet cevabını veremeyiz herhalde.[2]
2949
0
2819
0
4083
0